12 Aralık 2007 Çarşamba

yazılar

Eskiden kadin olmak daha kolaydi.
Kadinlar sadece evde olur, yemek yapar, cocuk bakarlardi.
Sadece esinin geliri dusukse kadin calisirdi ve calisan kadina acinirdi.
Kadin calisiyorsa, evine bakamayacagi dusunulurdu,
zaten kadin bekarken calisiyor idiyse bile evlenince evinin kadini olurdu.
90'li yillara gelindiginde kadin sadece evde olmak istemedi, artik
calismak ekonomik olarak ozgurlesmek istiyordu.


Once universite okumaya ,sonra calismaya basladi. Bu kadinin hosuna gitmisti.
Calisiyor, istedigi gibi harciyor, geziyordu.
Artik calisan kadin evli olmak degil bekar olup gununu gun etmek istiyordu.
Yasasin ozgurluk...

Calisan kadin artik iskolik olmustu, calisiyor ve yuksekliyordu.
Zirveye ulasmisti. Bircok sirkette once orta kademe, sonra ust kademe yonetici kadin oldu.
Doksanlarin sonuna gelindiginde sirketler yalniz ve iskolik 30lu yaslarinda kadinlarla doluydu..
Bu calisan kadina yetmedi, citayi biraz daha yukseltti.

Artik hem evli ve hem de basarili calisan kadin olmaliydi.
Calisan kadin etrafina bakindi. Basarili, parali koca adaylari gozden gecirildi.

Adaylardan kel, sisman ve kisa boylu olanlar hemen elendi.
Ince ruhlu, saraptan anlayan, 14 Subat'ta muthis surprizler
yapabilen, kimsenin bilmedigi yerlerde basbasa tatillere goturen, yasamayi
seven ve bol bol espiri yapanlar hemen kapisildi.
Yurt disindan gelinlikler getirtildi. Otellerde muhtesem dugunler yapilip, Maldivler'e ya da Bali'ye balayina gidildi.

Balayindan sonra calisan kadin hizla is basi yapti.
Gunduzleri toplantidan toplantiya kostururken artik aksam yemegini de dusunmeye baslamisti.
Aksam ne yenmeli, nereye gidilmeli, esinin gomlekleri, pantolanlari utulu mu, kiyafetleri kuru temizlemeciye
gitti mi geldi mi, marketten alinacaklarin listesini cikar, is cikisi git al, eve gel, aksam yemegini hazirla....

Calisan kadin artik mutluydu. Gece yatagi sicacikti.
Uzulunce derdini paylasan, hastalaninca ona bakan, aglayinca destek
olacak bir omuza, goz yaslarini silecek sevkatli ellere sahipti. 15 saat
kosturmak kadina viz geliyordu. Etraf bu sekilde kosusturan, ev ile is
arasi cift vardiya calisan Kadinla doluydu.

Zaman geciyordu. Calisan kadin 35 ine yaklasiyordu.
Biyolojik saati 'be bek, be - bek' diye uyari vermeye basladi.
Evet calisan kadin hemen cigliklar atmaya basladi 'Bebek de yaparim kariyer de ' diye...
Calisan kadinlar hemen sosyetik kadin dogumcularin randevularini doldurdular.
Calisan kadinlar ajandalarina ve islerinin temposuna
uygun zamani secip hemen mikroenjeksiyonla bebek yapmaya basladilar.
1-2 ay sonra guzel haberler sirayla gelmeye basladi,calisan kadinlar hamileydiler.

Calisan kadin hem hamile, hem guzel olmak istedi.
Hemen diyetisyenlere kosulup, ozel hamile diyetleri alindi, bol bol
kivi yenmeye baslandi. Eskisi gibi tatli, tursu, borek, erik aserilmiyor,
karpuz, kivi ve mango isteniyordu gecenin bir yarisi eslerden.

Calisan kadin cocugunu eski usul buyutmeyecekti. Hemen onlarca
hamilelik, bebek buyutme kitaplari alindi, bir cok internet
sitesine uye olundu, Yoga ve anne-baba kurslarina yazilindi.

Calisan hamile kadin artik gun gun takip ediyordu bebeginin gelisimini.
Bugun 43. gun, bebegim uzum tanesi gibi... 59. gun, parmaklari olustu... 89.
gun, bugun ilk defa hickirdi... 210 uncu gunden sonra artik bebegin
matematik zekasinin artmasi icin Mozart dinletilecek.
.. Sonunda mutlu gun geldi.
Calisan kadin artik anneydi. 3-4 aylik izinden
sonra calisan kadin oldurucu diyetlerle zayiflayarak incecik bir sekilde isbasi yapmisti.


Artik basarili bir yonetici, iyi bir es ve anne olarak 24 saat calisiyordu.
Bebek buyudukce, sosyallesmesi icin calisan kadin cumartesilerini
cocuguna ayirdi. Artik tum anneler topluca etkinliklere katilmaya
basladilar. Yas gunu partileri, tiyatrolar,piyano dersleri, basketbol,
tenis ve yuzmekurslarinin biri bitiyor, digeri basliyordu.



Calisan kadina bu da yetmedi. Artik hem calisiyor, hem
iyi bir es olmaya gayret ediyor ve hem de annelik yapiyordu. Calisan
kadin citayi birkez daha yukseltti.
O artik evinde katkisiz, saglikli ekmekler, receller yapmali,
organik gidalarla, vitamini bol sebze yemekleri hazirlamali,
cocuguna ve esine ozel gunlerde pastalar yapabilmeli, bu pastalari cok guzel susleyebilmeliydi.
Butun calisan kadinlar yemek yapma kurslarina kosmaya basladilar.


Evlerine ekmek yapma makinalari aldilar,
toplanti aralarinda bir birlerine yemek tarifleri vermeye
basladilar, 'Dun nefis bir cavdarli ekmek yaptim, istersen tarifini
vereyim' 'Ben de hafta sonu harika bir pasta yaptim. Evdekiler bayildi. Bir
aksam gelin de size de yapayim' Bakalim calisan kadin bundan sonra citasini nereye yukseltecek?



Gelelim erkege...
Bu surec icerisinde calisan erkek ise citasini hic yukseltmedi.
80 lerde, 90 larda ve 2000 lerde hep TV izliyor,bira iciyor ve maça gidiyordu...

11 Aralık 2007 Salı

yazılar

Güzel sanatlara hayran bir adam varmis.O kadar çok seviyormus ki ,hayatini ona adamis.Güzel sanat eserleri alabilmek için çok çalisiyor ve güzel bir sanat eseri için tüm parasini veriyormus.Öyle ki Rembrandt,Picasso ve diger pek çok ünlü sanatçinin eserini satin alabilmek için var gücüyle çalisiyormus. Esini yillar önce kaybetmis,ama bir oglu varmis.Çocugunu yetistirirken bu sanat sevgisini ona da asilamis.Büyüyünce ,oglu da bir sanat koleksiyoncusu olmus.Ve bu sanat sevgisi her ikisinin de çok sevdigi ve onlari birbirine baglayan güçlü bir bag olmus. Bir süre sonra ülkeleri bir savasa girmek zorunda kalmis. Ülkenin diger gençleri gibi oglu da göreve yazilip ülkesi için savasa katilmis. Aradan biraz zaman geçmis ve baba bir mektup almis.Oglunun bir harekatta kayboldugunu bildiriyormus mektup. Baba çok üzülmüs. Oglunu çok seviyormus ve yoklugunda, oglunun,onun için ne kadar önemli oldugunu anlamis. Ona ne oldugunu bilmemek acisini çok daha fazla arttiriyormus. Birkaç hafta sonra kalbini parçalayan ikinci mektubu almis baba. Bu mektupta ,oglunun bir harekat sirasinda öldügü yaziyormus.Ogul, muharebe sirasinda yaralanan askerleri kurtariyormus.Ve en son yaraliyi güvenli bölgeye tasirken ,arkadan gelen bir kursun onun hayatini kaybetmesine sebep olmus. Mektubu alali birkaç ay olmus ve Noel sabahiymis.Ama baba yataktan kalkmayi istemiyormus.Oglu olmaksizin bir Noel geçirmeyi gönlü arzu etmiyormus. Birden kapi çalinmis ve kim olduguna bakmak için asagiya inmis.Kapiyi açinca elinde bir paket olan genç bir adam görmüs. Genç adam: "Bayim,siz beni tanimiyorsunuz;ama ben oglunuzun kurtarirken öldügü yarali askerim."demis. "Ben çok zengin biri degilim.Ama oglunuz sizin sanat sevginizden bana söz etmisti.Ve ben de çok iyi bir ressam olmadigim halde onun bir portresini yapip size hediye etmek istedim."demis. Baba paketi almis ve eve girip açmis.Sonra koleksiyon odasina gidip söminenin üzerinde asili olan Rembrandt eserini çikarip onun yerine kendi oglunu portresini asmis. Sonra gözlerinden akan yaslarla genç adama dönmüs ve "Bu benim en degerli esyam.Ve evimdeki tüm degerli eserlerin hepsinden daha degerli."demis. Baba ve genç adam birlikte Noel yemegi yemisler ve genç adam daha sonra gitmis. Birkaç yil sonra baba hastalanmis ve bir süre sonra da ölmüs. Onun ölümü her yerde duyulmus.Herkes onun sahip oldugu sanat eserleri için yapilacak müzayedeyi merak ediyormus. Nihayet müzayedenin Noel Günü yapilacagi duyurulmus. Müze yetkilileri ve dünyanin en ünlü koleksiyonculari evde toplanmislar. Hepsi heyecanla satilacak sanat eserlerini alabilmeyi bekliyorlarmis. Ev dolmus.Müzayede yöneticisi ayaga kalkmis ve : "Hepinize geldiginiz için tesekkür ederim.Müzayedenin ilk parçasi arkamda gördügünüz portredir." demis Arka siralardan bir "Ama o,yasli adamin oglunun portresi." diye bagirmis. "neden onu geçip ,asil sanat eserlerine gelmiyoruz." Mezatçi : "Önce bunu satmamiz gerek.Sonra digerlerine geçebilecegiz." demis. "Evet,artirmayi 100 dolar ile baslatiyorum.Yok mu artiran?" Hiç kimseden ses çikmayinca "O zaman 50 dolar" demis. Hala kimseden ses çikmamisti. "O zaman 40 dolar."ses çikmayinca "Hiç kimse bu portreye talip degil mi?"diye sormus. Yaslica bir adam ayaga kalkmis ve "10 dolara olur mu?"demis . "Tüm param bu.Ben onlarin karsi komsusuyum ve bu çocugu taniyorum.Onun büyümesine tanik oldum ve o çocugu çok sevdim.Onun portresini almak isterim." "Yani 10 dolara almak istiyor musunuz?"diye sormus müzayedeci. "10 dolar!Satiyorum !Satiyorum !Satttt
-tttttiiimmmm!" Salonda bir sevinç miriltisi yükselmis ve herkes birbirine : "Nihayet gerçek sanat eserlerine kavusacagiz" demeye baslamis. Müzayedeci o zaman : "Hepinize geldiginiz için tesekkürler ederim.Sizleri bugün burada görmek çok güzeldi.Ama müzayede burada bitti."demis Kalabaliktan kizgin sesler yükselmeye baslamis. "Ne demek müzayede bitti?Diger parçalar için artirma baslamadi bile..." Müzayedeci o zaman: "Üzgünüm ama müzayede sona erdi.Çünkü yasli adam vasiyetinde söyle demisti. "Oglumun portresini alan tüm eserlerin sahibi olur."

yazılar

Bir Sigara mı Çalacak Yaşamı mı?.Yapmayın Doktor…

Bir sigara dahi içmemeniz gerekiyor diyordu doktorlar Seher’e ama Seher artık bunları umursar gibi gözükmüyordu çok fazla. Alışmıştı hayatın ondan bir şeyler çalmasına belki de ve bu yüzden yaşamını da çalması garip gelmiyordu ona.. Garip gelen asıl şey bir sigaranın çalabileceğini düşünmeleriydi ömrünü. Oysa sigara hep onun yanında olmuştu evet belki birçokları için saçma bir düşünceydi bu ama Seher için koca bir gerçekti. Hayatınıza mal olur dediklerinde düşündü genç kız..
Hayat…Neydi hayat onlara göre yada Seher’in hayat anlayışı, hmm bu tabir olmadı şöyle demeyi deneyelim, Seher’in karşısına çıkan hayat onlarınkinden farklı mıydı da onlar bu kadar umursarken genç kız farkında bile değildi olacakların.
Evet hayata küskündü çünkü; ona göre hayat ondan hep bir şeyler çalmıştı ve o buna, çalmasına izin vermişti sürekli.
Önce hayallerini çaldı yol üstünde duran ve Seher’in onlara ulaşmasını bekleyen hayallerini.Derken sevdiğini ve arkadaşlarını çaldı hayat da en çok o zaman yıkıldı genç kız. Yapayalnız kaldığını anladığında yanmıştı canı.
Gel gör ki oda suçluydu, farkındaydı da suçlu olduğunun.Çünkü her seferinde izin veriyordu hayatın gelip yastığının altındaki umutları çalmasına, her fırsatta izin veriyordu yanındaki sevdiklerini ondan koparmasına. Ama Seher yenilmiyordu, yenilmeyecekti, bir şekilde karşı koyacaktı hayata.Söz vermişti kendine, söz vermişti onuruna ve hayat ne kadar çok yaşam çalarsa çalsın, hayat ne kadar çok hayallerini yok ederse etsin; o inadına yeni yaşamlar kuracak, yeni hayallerle birlikte yeni umutlar üretecekti her doğan günle.
Çok geçmedi hayat bu sefer ailesini çaldı bir gece yarısı alevler arasından Seher’in.Annesi, babası, abisi hepsi bir anda yitip gitti genç kızın hayatından.Bir kez daha ve çok acı bir şekilde; gene hayat çaldı, ondan ailesini.Bu sefer kötü etti ama Seher’i, canından can almıştı, tırnağını etten koparmıştı da kanı gitmişti genç kızın.
Hayat durmadan alıyordu genç kızdan ve hiç bir şey vermeyi düşünmüyordu genç kızın yaşamına.
İşte tüm bu günlerde hep sigara vardı Seher’in yanında.Kimsecikler yoktu, ailesi yitip gittiğinde de hep sigara vardı yanında.Bir bir, ardı ardına yakıyordu ve her kibritin ateşinde yenilmeyeceğim; annem için, babam ve abim için yenilmeyeceğim hayat sana diyordu da; sigara kül olurken evet yenilmeyeceksin diyordu ona. Evleri yanmıştı kül olmuştu..Anası, babası can vermişti zehirlenerek.Abisi yanarak çığlık çığlığa ölmüştü de o dışarıda gözü yaşlı,
“Onları alma benden.Ne istiyorsun söyle, bu çaldığın en acı şey.Onlar yoksa bende olmam, nolur onları bırak bana, çalma..Çok istiyorsan beni al, böyle yavaş yavaş alacağına hemen al canımı, hemen al her şeyimi ama bırak onları.Nolur bırak çalma ailemi benden.”
Diye hıçkırarak ağlarken abisinin çığlıklarının da kesilmesiyle anladı Seher, hayatın son hırsızlığının da gerçekleşmiş olduğunu.
O günden sonra saygı duymadı hayata hiçbir zaman ve yeni hayaller kurmadı, ümitler beslemedi yatağının altında çalması için. Nefes alıyordu ama yaşamıyordu artık..Aslında kimse farkında değildi ama hayat onun yaşamını da çalmıştı çoktan.Yapayalnız, bir başına bırakmıştı..
İşte bu yüzden sigarayı çok severdi ve çok fazla içerdi onu. Ama hiçbir zaman sigaranın yaşamını çalacağını düşünmemişti. Tam tersi böyle bir şey yapsa da bu çalmak olmazdı çünkü o bilerek içiyordu ve sigara bir şeyler alsa bile bunu belli ediyor; hayat gibi korkaklık yapıp gece yarıları yastığının altında ne varsa toplayıp gitmiyordu.
“Duydunuz mu beni Seher Hanım?”
Dediğinde doktor tüm düşünceleri bir kenara bıraktı. Doktorun yüzüne baktı anlamsız anlamsız..
“Bir sigara mı çalacak hayatımı gelip te benden?Yapmayın doktor.. O kadar çok şey çalındı ki gizli gizli yaşamımdan, şimdi sigara gelip yaşamımı çalsa ne yazar.Kaldı ki korkakça değil söyleyerek yapıyorsa bunu.”
Doktor anlamadı genç kızın dediklerini.Seher sözlerini tamamlar tamamlamaz çıktı odadan ve çıkar çıkmaz bir sigara yaktı hemen.Doktor arkasından bakakaldı.
Yalnız yaşıyordu Seher yaptığı tek şey sigara içmek ve televizyon izlemekti. Ailesinden kalan bir miktar parayla geçinirdi. En son doktora gitmesinin ardından aylar geçmişti. O doktoru dinlememiş ve sigarayı bırakmamıştı ama öksürükleri yavaş yavaş sona yaklaştığının habercisiydi.
Bir sabah kapının sesiyle ve öksürükler eşliğinde uyandı Seher.Kapıyı açtığında onu uyaran doktor vardı karşısında.
“Merhaba beni tanıdınız mı?”
Tanımıştı Seher ya şimdi evet demeye ne gerek var diye düşündü.
“Hayır tanımadım.Kimsiniz ne istiyorsunuz?”
Ani bir öksürük krizine yakalandı o anda. Doktor hiçbir şey söylemeden içeri girdi ve hemen bir bardak su bulup getirdi genç kıza.Seher birkaç yudum aldıktan sonra hafifleyen öksürüğüne aldırmadan baktı doktora.
“Size bir soru sordum?”
“Anlaşılan tavsiyelerime uyup sigarayı bırakmadınız hanımefendi.”
“Hayır bırakmadım doktor bey.”
“Bakın isteyince nasılda tanınıyor insan.”
Dedi doktor gülümseyerek; ama Seher gülmemişti bu garip söze.Eliyle işaret etti,
“Oturmaz mısınız?Kusura bakmayın evim pek toplu değildir.Çok fazla hatta hiç misafirim olmaz benim.Arada bir pencere kenarıma kuşlar konuk olur o kadar.Onlarda içeriye girmediklerinden toplama gereği duymam çok fazla.”
“Önemli değil, asıl ben kabalık yapıp haber vermeden geldim.Ama haber verirsem kabul etmeyeceğinizi biliyordum.”
“Nasıl oldu da böyle bir kanıya vardınız peki?”
Doktor bu soru karşısında biraz duraksadı,
“Bilmem, his diyelim.”
“Hislerinize güvenir misiniz doktor?”
Seher bir yudum daha aldı bardağından.
“Genellikle.”
Seher gülümsedi,
“ben sizin yerinizde olsam pek güvenmezdim.Neyse niçin geldiniz buraya?”
“Bir bardak su da ben alabilir miyim lütfen?”
“Tabii.”
Seher mutfağa gitti su getirmek için.Aslında susamamıştı doktor ama yol boyunca bu soruya ne cevap vereceğini düşünse de bir şeyler üretememekten olacak biraz daha zaman kazanmak istedi sebepsiz.Öyle ya sizi merak ettim, diyemezdi. Niye merak dediğinde ne diyecekti.O günden beri aklımdan çıkmıyorsunuz mu?Hayır tabii ki böyle diyemezdi.
“Düşün..Düşün hadi…”
Derken Seher elinde bir bardak suyla geldi.
“Teşekkür ederim.”
Seher sorusunu tekrarlayacaktı ama genç doktorun suyu içmesine izin verdi önce. Doktor bardağı masaya koyduğu anda genç kız tekrar aynı soruyu yöneltmekte gecikmez.
“Evet nerde kalmıştık. Ne için gelmiştiniz buraya?”
Doktor daha ağzını açmadan bir soru daha geldi Seher’den ona.
“Bu arada isminiz neydi?”
Bu soru karşısında gülümsedi doktor, bu hoşuna gitmiştir demek ki merak ediyordur.
“Ben Okan. Böyle habersiz geldiğim için özür dilerim ama sizi merak ettim.”
Seher’in yüzü değişti,
“Beni mi merak ettiniz iyi ama neden?”
“Hmm güzel soru, neden…Neden; çünkü sizi en son gördüğümde hiç de iyi değildiniz ve uzun süre de gelmediniz.Bilmiyorum işte merak ettim.”
Bu Seher’in hoşuna gitmişti ya bunu belli etmiyordu.Sessizlik oldu hem de uzun bir süre sessizlik oldu.Seher hiç bir şey söylemiyordu; Okan’da ilk lafın ondan gelmesini bekliyordu umutsuzca. Gel gör ki bunun gerçekleşmeyeceğini anladığında hareketlendi.
“Ben gideyim artık sizi de rahatsız ettim.”
“Teşekkür ederim.”
“Niçin rahatsız ettiğim için mi?”
“Hayır, tam tersi beni düşünüp de buraya kadar geldiğiniz için, bu benim için normal sayılan bir şey değil çünkü.”
Okan’ın yüzü güldü sonunda evet sonunda en azından güzel bir cümleyle karşılaşmıştı.Belki de bu yüzden cesaretini topladı,
“Peki o zaman sizin için normal olmayan bir şey daha sormak istiyorum eğer şansımı zorlamış gibi gözükmezsem.”
Seher başını salladı olur anlamında,
“Eğer isterseniz bugün sizinle birlikte çay içmek isterim.”
“…”
“Hayır lütfen hayır demeyin.Söz veriyorum sıkılırsanız hemen geri döneriz.”
Seher gülümsedi,
“Hayır demeyecektim ki bekleyin hazırlanayım diyecektim.Tabii zamanınız varsa.”
Doktor Okan bu sözü duyunca sevinci gözlerinden okunur oldu,
“Kesinlikle ve her zaman.”
Seher,
“peki o zaman lütfen bekleyin bende giyinip geliyorum.”
Diyerek odasına çekildi. Okan heyecandan ölüyordu, Seher’in onunla geleceğini hiç tahmin etmemişti ama işte geliyordu. Seher’in giyinmesiyle birlikte iki genç dışarı çıktı,
“Beşiktaş sahili çay içmek için en ideal yerdir ama aklınızda özel bir yer varsa lütfen söyleyin.Oraya gidelim.”
Seher bir süre düşündü.
“Yok…”
Dedi ve Okan’ın dediği gibi bir süre sonra kendilerini Beşiktaş sahilinde buldu iki genç. Okan oldukça eğlenceli bir çocuktu, her sözünde Seher’i kahkahalara boğuyordu.Seher kendini ilk defa güvende hissediyordu ve bu garipti çünkü güvende hissettiği yer bir yabancının yanıydı.O akşam hiç bitsin istemedi. Sonunda hayat ona bir şeyler veriyor diye düşünmeye başlamıştı ve bu düşüncesinde haklıydı.
Sürekli görüşmeye başladılar Okan’la, Beşiktaş önce arkadaşlıklarının ardından da aşklarının en büyük tanığı olmuştu.Gökte uçan martılar onlar sahildeyken denizin üstünde dans eder gibi uçarlardı.İki sevgilinin ışığı tüm sahili aydınlatırdı.
Ama gel gör ki Seher sigarayı bırakmamıştı, sevgilisinin yanında içmiyordu ya gene de gizli gizli içmekten de vazgeçmiyordu.İstiyordu bırakmayı ama bırakamıyordu ve sigara artık onun için bir dost değil peşini bırakmayan azılı bir düşman olmuştu. Bir süre sonra öksürükleri çoğaldı, bunu fark eden Okan dayanamayarak sordu Seher’e,
“Sigarayı bıraktın dimi hayatım?”
“Evet..”
“Ama bu öksürükler hiç iyiye alamet değil.Hadi inat etme ve gel de şu hastalığını bir kontrol edelim.İlerleme olabilir.”
“Olmaz..”
“Lütfen benim için.”
Okan bu ısrarlarına devam edince Seher de dayanamadı daha fazla ve gitti kontrollere ya korkuyordu.Çünkü biliyordu ki hayat en mutlu olduğu anlarda çalardı umutlarını.Genç kız gene böyle bir hırsızlık olayının yaklaştığını hissetmişti. Düşündüğü gibi de oldu. Genç kızın hastalığı oldukça ilerlemişti ve artık çok fazla bir şansı kalmamıştı. Doktorlar ve Okan hastaneye yatması konusunda ısrar ediyordu ama hepsi biliyordu hiçbir şeyin yapılamayacağını.Seher ise bunu kabul etmiyordu.Bu yüzden de sürekli kavga ediyorlardı Okan’la.
O gün Beşiktaş sahili iki sevgiliyi de ilk kez bu kadar kırıcı görmüştü birbirine karşı.Okan çılgın gibi bağırıyor, Seher’de hem bir şeyler anlatmaya çalışıyor hem de ağlıyordu.
“Anlamıyorum Seher, anlayamıyorum.Hastaneye yatmalısın iyileşebilecekken bunu yapmıyorsun.”
“Yalan söylüyorsun iyileşmeyeceğimi biliyorsun.”
Evet Okan Seher’in asla iyileşmeyeceğini biliyordu.Tek istediği sevgilisinin son günlerinde çekeceği acıyı hafifletmek istemesiydi ve bu ancak hastanede olurdu.
“Saçmalama, ben senin iyileşmeni istiyorum.Seninle bir gelecek istiyorum anlasana.”
Sonra garip bir tavırla devam etti Okan,
“ama sen bunu istemiyorsun itiraf et.”
Seher ağlıyordu ve konuşamıyordu ama Okan sözlerine devam ediyordu.
“Seher..Canım..Sen benim kanımsın, senin iyi olmanı istiyorum.Seninle birlikte yaşlanmak istiyorum ama eğer sen hastaneye gitmeyi kabul etmezsen o zaman hiçbir şansımız kalmayacak.”
“Olmaz..”
“Allah’ım, o aptal kafan neden anlamıyor.Yoksa beni sevmiyor musun Seher.Anla hastaneye yatman gerekiyor.”
Okan iyice çıldırmıştı.Seher gözyaşlarını sildi, Okan’ın sakinleşmesini bekledi.
“Sen hayatın bana sunduğu ilk güzel şeysin sevdiğim. Hayat hiçbir zaman dost olmadı bana. Hep yastığımın altındaki hayallerimi çaldı; ailemi, sevdiklerimi dostlarımı aldı benden ve ben hep çaresiz baktım arkalarından.Sonra hayallerimi bıraktım, yeni umutlar beslemeyi bıraktım da insanlardan, sevgiden kaçtım hep.Hayatın onları da benden çalması korkuttu beni. Sadece sende bu korkumu yendi de yüreğim yeniden yeşillendi ruhum, yeniden baharın kokusu geldi burnuma.”
Gözünden akan bir damla yaşı sildi Okan, Seher karşısında hem ağlıyor hem de anlatmaya devam ediyordu.
“Ve şimdi gelmişsin bana hastaneye yat diyorsun.Ben biliyorum ki hiçbir işe yaramayacak.Tek bir şey istiyorum; en azından hayat her şeyimi çalmadan benden ilk kez verdiği senle birkaç günde olsa mutlu olayım.Onu hiç kaybetmeyeceğimi düşüneyim.Bir kez de olsa hayatın güldürdüğü şu yüzüm gözlerim kapanırken de gülsün.Ben istemez miyim seninle yaşlanmayı sanıyorsun ama sen beni kandırıyorsun biliyorum ki iyileşmeyecek bedenim; hem dost bildiğim sigaranın hem de hayatın benden çaldıklarıyla yaralandı iyice ve yaralarını asla saramayacak.Bu yüzden isteme benden bunu çünkü ben acı duymadan ama mutsuz ölmek yerine;acıların en fazlasını çekip senin ellerinde, senin yanında ölmeyi tercih ederim.”
Seher sözlerini bitirip baktı Okan’ın gözlerine.Okan konuşamıyordu, sadece sustu.Ama gene de fikri değişmemişti.Hastaneye yatması konusunda ısrara devam etti.Seher’de sonunda kabul etmek zorunda kaldı.
Evet Seher’in hastanedeki birinci ayıydı.İyice kötüleşmişti; ama düşündüğü olmamıştı, Okan sevdiğinin yanından hiç ayrılmadı. İşinden süresiz izin almıştı.Her gece saçlarını okşayarak uyutuyordu Seher’i.Ona gelecekle ilgili güzel planlarından, çocuklarından, iki katlı evlerinden bahsediyordu.Seher çocuklarına isimler koyuyordu, biliyordu gerçekleşmeyecek ama gene de ümit ediyordu. Evet hayat karşısında ilk kez kendini güçlü hissediyordu ve hayat her şeyini çalmak üzereyken o inadına sakladığı hayallerini çıkarıyordu sevgilisi geldiğinde..İnadına umut besliyordu yatağının altında, hastane köşesinde.
Yoğun bakımda da Okan yalnız bırakmadı sevdiğini..Evet Seher artık hiçbir şeyin farkında değildi yada herkes öyle sanıyordu ama Okan biliyordu ki o elinden tutanın sevdiği olduğunu biliyordu.Okan’ın anlattıklarını hala hayal edebiliyordu çünkü yüzü hep gülümsüyordu.
Aradan birkaç gün daha geçti ki Hayat bu sefer Seher’i çalmıştı Okan’dan.Bu sefer ilk kez genç kızın yaşamından değil, başka birinin yaşamından onu çalmıştı. Ama Okan vazgeçmedi, hayatın Seher’i ondan çaldığına asla inanamadı.
Seher hastanedeyken, ikisi için aldığı evlerini düzene soktu hemen ve sevdiğinin özel bir izin alarak oraya gömdü genç adam. Ömrü boyunca hiç evlenmedi.İki çocuğu evlat edindi ve her gün çocuklarıyla,eşiyle birlikte evlerinin bahçesinde kahvaltı yaptı.Her gün eşiyle hayaller kurdu yine ve yeniden. Seher’i asla terk etmedi.
Ve hayat ilk kez bu iki büyük yüreğe yenildi, sonunda aşk kazandı… Hayat ise başka yaşamlar aradı; yastık altlarından çalacak hayaller bekledi, umutları köreltti ama asla Seher’le Okan’a dokunamadı.

yazılar

Bir kayıkçı kadar sessiz,

Bir deli rüzgar misali dağınık,

Tozlu yolda yalın ayak, kimsesiz,

Ve artık üzülmesin diye sarı başak,

Yüreğimi kopararak,

Gün gelir bende

giderim.



Gün gelir bende

giderim böyle;

Yaşanacak acılara inat.

Yaşanmış hiçbir şeyi unutmadan;

Ve daha yaşanacak bir çok şey varken,

Kalbimdeki hançeri çıkaramadan,

Gün gelir bende

giderim.



Gün gelir bende

giderim böyle;

Siyanürdür artık aşklarım.

Ve tertemiz aşklar

çıkarmak için,

Nice siyanürler solumuşum.

Şimdi gözlerine koca bir nehir bırakarak,

Ve kalbim okyanus gibi kabararak,

Gün gelir bende

giderim.



Gün gelir bende giderim böyle;

Oysaki;

yelkovan ve akrebin

bir oyunuydu bu;

Benim sana erken,

Senin bana geç kalmışlığın.

Şimdi bir nar gibi kızarmış gökyüzü,

Tam da tan vakti.

Gün geldi ve

Ben gittim.

yazılar

Şiirlerime hangi şair

ne katarsa katsın,

Bir benim Yüreğimdir.. bende kalan.

Ve gün olup da

gitsem bile bilinmeze,

Bir benim mazimdir arkamdan bakan

aysun paksoy

fuat bilici

10 Aralık 2007 Pazartesi

yazılar

DERİNLİK ÇEKİMİ -2
En derini dünyanın kendi uçurumum
Başım dönüyor içimin derinliğinden
Bigün kaldırıp kendimi fırlatacağım
Kendimi kendi içime atacağım

Kartal kanatlarının da bir sınırı var gökte
Uçakların da füzelerin de
Bütün o sınırları aşacağım
Kendimi içimdeki sınırsız boşluğa bırakacağım

Durmadan çekiyor beni bu dipsiz doruksuz uçurum
Gözlerim kararıyor içime bakınca
Atıp kendimi kendime
Derinlik korkusundan büsbütün kurtulacağım

AZİZ NESİN

yazılar

DERİNLİK ÇEKİMİ -1

Yükseklerden bakamıyorum
Korkuyorum
Derinlik çekiyor kendine
Düşecekmişim gibi içimin derinliğine
Başım dönüyor yükseklerden
Çekiyorum beni kendi derinliklerime

AZİZ NESİN

fuat bilici