Ruhumuzun köprüleri
Zordur köprüleri yakmak... Sıradan sabahların mahmurluğuna alışmışlar için, bir şafak vakti
aniden geçmişinden ve bugününden vazgeçmek ve içinde her nasılsa saklanmayı başarmış bir
yarın heyecanının kanadına tutunarak havalanmak cesaret ister. Kurulu düzen öylesine rahat,
öylesine huzur doludur ki, ruhuna gömülü çocuğu, yıllarca kınında beklemiş keskin bir kılıç gibi
uyandırıp dörtnala ileri atılmak, yaman bir karara dönüşür.Zordur insanın onca zaman, bunca
emekle kurduğu ne varsa hiçe sayıp, mağlup ama mağrur bir komutan edasıyla yeni seferlere
niyetlenmesi... Bugüne yenik düşenler, yarını sadece hoş bir hayal olarak düşleyip, dünde yaşar
lar. Bedel ödemeyi göze alanlar ise, yelkenleri atlastan gemilerle, arkalarında külden köprüler
bırakarak meçhul bir istikbale doğru dümen kırarlar...Yakılan sırat köprüsüdür. Geçer ve orada
kalırsınız: cennetse cennet, cehennemse cehennem... dönüşü yoktur... * * * Clint Eastwood'un
son filmi "Madison Kasabasının Köprüleri" çoğumuza bir kez daha ruhumuzun derinliklerinde
saklanan o yakılası köprüleri hatırlattı. Hayatı, sohbetsiz sofralara yemek hazırlamaktan ibaret,
kendi halinde bir ev kadınının günün birinde kapıyı çalıveren bir yabancıyla yaşadığı 4 günlük
"yasak ilişki", içimizdeki şeytanın kapılarını çaldı. 40 yıl kendirli, kendinden bile saklamış bir
kadının, 4 gün içinde kendisiyle tanışması ve 40 yıldır ıskaladığı bir mutluluğu bir "yabancı"da
yakalaması, dünyanın dört bir yanındaki izleyicilere pek tanıdık bir duygu gibi geldi.
Sinema çıkışında ellerindeki küçük mendilleri gizli gizli göz pınarlarına bastıran hanımlarla, yaşlı
gözlerini kara gözlüklerinin ardına saklamaya çalışan beyler, yasak bir İlişkiye gözyaşlarıyla
onay veriyorlardı adeta... Yolboyu eşler birbirlerini yokladı, ihmal edilmiş heyecanlar çıkarıldı
naftalinli sandıklardan... Kimi, köprüleri yeniden kurmanın yollarını aradı, kimi yakma vaktinin
gelip de geçtiğini düşünürken... * * * Lakin zordur köprüleri yakmak... Meçhul bir istikbal
uğruna bugününden vazgeçmek korkutur insanları... Mazinin hatıraları taze, dostluklar sıcak,
kurulu düzen güvenlidir. Nitekim filmin kadın kahramanı da kendi köprülerini yakmaktan son
anda vazgeçer. Ruhunun köprüleri yerine, cesedini ateşe vererek, bir imkansız aşkı, küllerin
buluştuğu öbür dünyaya erteler.Köprüleri yakmak cesaret ister... ama siz kararsızlanırken
köprünün karşısından ışıl ışıl yeni bir hayat umudu inatla gülümser insana... Bir elte bugünün
yerleşikliğine tutunurken, öbürüyle yarın macerasına uzanmaya çalışır, arada çırpınır
durursunuz. Belki orayı bilmemek, bilmekten iyidir. Bilip de gidememek en beteridir çünkü... * *
* Sinema çıkışında izleyicilerin düşünce balonlarında köprüler sallanıyordu. Eşler yolboyu
birlikteliklerinin muhasebesini yaptılar, kimileri işi cesur bir hesaplaşmaya dönüştürerek, kimi
kaygılarını dillendirmeye çekinerek...Kimi evlerde eski aşklar tazelendi ve yeni köprüler ku
ruldu, ihmal edilmiş diyaloglardan... Kimi evlerde ise yeniden sohbetsiz sofralara dönüldü...
Rahat oturma odalarının kurulu düzenlerine sarılanlar, heyecan dolu bir aşkı beyinlerinde
büyüterek kaşıkladılar yemeklerini.....ve ertelediler, ruhlarının köprülerini kavuracak bir
heyecan ateşini; o ateşin ancak cesaretlerini yakacağı güne kadar... CAN DÜNDAR
19 Ekim 2007 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder